Su kaynaklarımız tükeniyor

Ülkemizde son zamanlarda koronavirüsten sonra en çok duyduğumuz kelimelerden birinin de kuraklık olduğunu görüyoruz.

Genelde dünyada, özelde de Türkiye’de ve Van’da küresel iklim değişikliğinin etkilerine bağlı olarak ciddi bir kuraklığın yaşandığına tanıklık ediyoruz.

Hava sıcaklıklarında rekor denilebilecek artışların yaşanması, bunun yanında yağışların da beklenen düzeyde gerçekleşmemesi yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında ciddi düşüşlere neden oluyor.

Ülkemiz için, gelecek yıllar adına su krizinin kapıda olduğuna dikkati çeken uzmanlar, Türkiye topraklarının yüzde 60’ında yıllık su açığının yaşandığını, daha da kurak dönemlere doğru gidildiğini söylüyor.

Dünyanın yüzde 70'nin sularla kaplı olmasına rağmen bu oranının yüzde 97'sini okyanus ve deniz gibi tuzlu su kaynakları oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 3'lük kısmın yüzde 67'si de buzullar içerisinde donmuş halde. Yani insanoğlunun tüketebileceği tatlı su kaynakları öyle sandığımız gibi sonsuz değil ve giderek azalıyor.

Bunun yanında yapılan uluslararası araştırmalarda da, 2050'ye kadar dünyada su talebinin yüzde 55 oranında artış göstermesi öngörülüyor ancak nüfus artışı ve küresel ısınma nedeniyle tatlı su kaynakları da giderek azalıyor.

Bu da dünyada, gelecek yıllarda insanoğlunun suya karşı daha büyük bir imtihan içinde olacağını göstermeye yetiyor.

Van özelinde de ülke genelinde yaşanan kuraklığın etkilerini ciddi oranda gözlemleyebiliyoruz. En büyük değerimiz olan Van Gölü’nün bazı bölümlerinde kıyıda kilometreyi bulan çekilmenin söz konusu olduğunu görebiliyoruz.

Gevaş, Erciş, Edremit ve İpekyolu ilçelerindeki sahillere giden vatandaşlar, çekilmenin boyutlarını görebilme imkanına sahip. Van Gölü’ne su taşıyan akarsuların debisinin düşmesi, yağışların azalmasının yanında aşırı buharlaşma Van Gölümüzün de küçülmesine neden oluyor.

Gelecekte insanlığı tehdit eden en büyük sorunun su olacağı tahmin ediliyor.

Bütün dünyayı tehdit eden ve uluslararası politikalarla çözülebilecek bir sorun karşısında 'biz ne yapabiliriz' diye düşünenler olabilir. Ama birey olarak bizlerin de üzerine düşen sorumlulukların olduğunu bilmemiz lazım. Mesela israftan kaçınabilir ve suyu daha dikkatli kullanabiliriz.

Toplum olarak suyu daha dikkatli kullanmamız konusunda bir farkındalık oluşturabilirsek belki gelecek nesillerimizin su savaşlarına maruz kalmalarını önleyebilir ya da geciktirebiliriz.

Kral Nemrut'un emriyle Hz. İbrahim’i yakmak için oluşturulan alevlere karşı ağzında bir damla su taşıyan karınca misali bizler de bu sorunun çözümü için elimizden geleni yapmalıyız. Belki biz su kıtlığının yaşanacağı dönemleri görmeyeceğiz ama en azından çocuklarımız için suyu daha dikkatli kullanmamız gerekiyor.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.