Sallanıyoruz…

Yaklaşık bir aydan bu yana ilimizde yine 23 Ekim ve 9 Kasım 2011’deki korku dolu günleri yaşamaya başladık.

İrili ufaklı artçı sarsıntılarla depremin kendini hissettirdiği son günlerde özellikle 7 Haziran’daki 4,2 büyüklüğündeki deprem birçok kişiyi uykuda yakaladı.

Bunun ardından da yine birçok küçük sarsıntı kaydedildi ancak son olarak Tuşba merkezli olduğu açıklanan 5 büyüklüğündeki deprem Van’ın deprem gerçekliğini bir kez daha yaşamamızı sağladı.

2011’den sonra büyük travma yaşayan, psikolojisi bozulan birçok insanımız oldu. Göç edip geri dönmeyenler, döndükten sonra aylarca evine giremeyen insanlar gördük. Biz depremi unuttukça deprem kendini hatırlatıyor ve aslında unutulmaması gereken bir gerçeklik olduğunu göstermeye çalışıyor.

Yaşadığımız coğrafya gereği depremi hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Çünkü coğrafya kaderdir ve bu kentin ortalama 30-35 yılda bir büyük bir deprem yaşadığını biliyoruz.

Geçmişteki acı tecrübelerin yaşanmaması için elbette kendimizce önlemler almalıyız.

Depremleri önleme gibi bir gücümüz ya da önceden bilme gibi bir teknolojik imkanımız yok. Bundan hareketle depremde yaşanabilecek hasarları en aza indirmemiz gerekiyor.

Bunun için öncelikle daha önce de birçok kez dile getirilmiş olan, haberlerde de çokça okuma şansı bulduğumuz, yapıların sağlam olmasına konusu önem taşıyor. Yaptığımız binaları ucuza kaçmadan, malzemeden kısmadan inşa etmeliyiz.

Pandemi süreciyle insanların yaşadıkları ortama dair beklentileri başka bir evreye geçti. Daha önce apartman hayatına özenen insanlar bundan sonraki süreçte tek katlı bahçeli evleri daha çok tercih etmeye başladı. Aslında depremsellik açısından da bu çok önemli bir aşama. Çünkü depremlerde dikey mimarinin yaygın olduğu yerlerde, yatay mimarinin yaygın olduğu yerlere oranla daha çok can kaybının yaşandığı biliniyor.

Bu nedenle bizlerin de yatay mimariye daha çok ağırlık vermek, geleceğimiz açısından önem taşıyor. Aynı zamanda deprem bilincinin oluşmasına yönelik bilgilendirme çalışmaları da bu konuda elimizi güçlendirecektir.

Depremle ilgili uzman görüşleri konusunda da ayrı bir parantez açarsak, sarsıntılar kadar uzmanların açıklamalarının da toplumda korkuya neden olduğunu belirtmekte yarar var.

Bir profesörün “Bu sarsıntılar Van’da büyük bir depremin habercisi” diye kurduğu bir cümle belki binlerce insanın hayatını etkileyebiliyor. Bu nedenle yapılan uyarıların da toplumu endişeye sevk etmeyen cümlelerden seçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Nitekim son depremlerden sonra Van’daki fay hatlarıyla ilgili birçok yorum yapıldı.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Afet Yönetimi ve Deprem Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Azad Sağlam Selçuk, “Yerkabuğunun enerjiyi biriktirip birden açığa çıkarmaktansa küçük küçük açığa çıkarması, küçük küçük depremler üretmesi daha iyi.” değerlendirmesinde bulundu.

Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Onur Köse ise “Bazı kaynaklar her ne kadar daha büyük bir depremin habercisi olarak yorumlasa da bu depremleri faylar üzerinde intersismik gerilim boşalımları olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır." yorumunu yaptı.

İki yorum da toplumu endişeye sevk etmeyen, uyarının yanısıra gönülleri az da olsa ferahlatan açıklamalara örnek gösterilecek türden. Hem uyarılar içeriyor hem de toplumdaki korku bulutunu dağıtarak aralarda ışık hüzmelerinin yeryüzüne ulaşmasını sağlıyor.

Korkutmadan, endişelendirmeden ama tedbirleri de elden bırakmadan insanları deprem gerçekliğine alıştırmamız gerekiyor…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.